Rüya

| 22 Mart 2014 | |

Bilim adamları arasında uzun yıllar araştırmalara rağmen bir türlü çözüme kavuşturulamayan rüyanın varlığı hala sırrını korumakta ve keşfedilmeyi beklemektedir.

 

Rüya konusunda doğu ve batı bilginleri arasında zaman zaman farklı yaklaşımlar sergilenmiş; batı bilginleri genelde rüyanın insanın günlük yaşantısı sonucu gördüğü şey olarak yorumlarken doğu bilginleri bu görüşe katılmakla birlikte Allah’tan gelen ilahi bir mesaj olarak da görmüşlerdir.

 

Hazret-i peygamber’e inen vahyin sadık rüya ile başlaması ve kuran-ı kerimin birçok ayetinde bazı peygamberlere rüya ile bir takım gerçekleşecek olaylar hakkında işaretler verilmesi islâm âlimlerinin rüyanın üzerinde yoğunlaşmasına sebep teşkil etmiştir mesela kuran-ı kerimde Yusuf (AS)’ın rüyası, Hz. Ibrahimin, oğlunu kurban etmek hususunda gördüğü rüya ile amel etmesi islâm âlimleri açısından bir örnek olmuştur. Erzurumlu Ibrahim Hakkı, Marifetname isimli eserinde insan kalp ve ruhunun uyku ve ölümle temizlendiğinden bahsederek şöyle der: “Ehlullah demişlerdir ki; ruhun berzah alemine açılmış iki penceresi vardır: uyku, ilham.

 

Rüyada bazen insan ilerde başına gelecek halleri aynen bazen de rumuzlu görür ki bu ancak tabir ettirmekle öğrenilir. Eğer duyu organları dış aleme kapalı gönül aynası her türlü kötülüklerden temizlenmiş cilalı ise Levh-i mahfuzdaki manevi suretler ve bilinmeyen emirler gönül aynasına akseder ve görülür. Eğer duyu organları dış alemle meşgul, gönül aynası paslı ise ruh bu alemi seyredemez.

 

Ruh rüyada duyuların hafızada bıraktığı hayallerle uğraşır. ‘’ Mevlana Celaleddin-i Rumi-nin meşhur Mesnevi’sini şerh eden büyük İslam bilginlerinden Sarı Abdullah ise, rüya hakkında şöyle demektedir: ‘’insanda iki nevi ruh: biri hayvani ruh, ötekisi de rahmani ruhtur. Hayvani ruh, daima insandan ayrılmaz.

 

Tuzun eti muhafaza ettiği gibi insanı kokmadan korur. Rahmani ruh ise, insana uyku halinde alemi melekutu: ahvali gaybı havassa aksettirir.’’ Batılı bilginler: özellikle Freud, Fromm, Jung rüya konusunda çeşitli ve uzun yıllar araştırma yapmışlar ve rüyayı insanın hayatında vazgeçilmez unsurlarından biri olarak görmüşlerdir. Freud, rüyayı çocuksu ve akıldışı arzularımızın bir tatmini olarak yorumlamaktadır. Uykumuzda, gündüzleri varlıklarından haberdar olmadığımız veya olamadığımız dürtülerimiz canlanmaktadır. Bilincimiz tarafından bastırılan ve dışlanan akıl dışı nefret, hırs, kıskançlık ve özellikle de çarpık cinsel arzular, rüyalarımızda birdenbire ortaya çıkıverirler.

 

Freud bu akıl dışı arzuları içimizde taşıdığımızı, fakat toplumun etkisi nedeniyle onları bastırmakla kurtulamadığımızı iddia etmektedir. Uyku sırasında bilincimiz tarafından uygulanan kontrol azaldığından, bu arzular canlanırlar ve kendilerini rüyalarımız aracılığı ile belli ederler. Jung’un rüya yorumuna gelince, onun rüya yorumuna yaklaşımı rüyanın amacını sorgulamak ve bilinçaltının belirli bir sembolü neden seçtiğini ve rüyayı gören kişiye kendi yaşamı ve yaşamına karşı tutumu hakkında ne göstermeye çalıştığını anlamaktı. Jung sembollerin rüyayı görene özgü bir gücü olduğunu ve dar bir yorumla sınırlanamayacağını iddia etmektedir.

 

Büyük rüya yorumcularından Erich Fromm ise rüyaları unutulmuş bir dil olarak görür ve geçmişin insanlar için rüya ve hayallerin zihnin en önemli ifadeleri arasında olduğunu söyler. Ona göre rüya sembolleri evrensel, geleneksel ya da raslantısaldır. Rastlantısal semboller kişiseldir ve bireysel çağrışıma ilişkindirler. Geleneksel semboller tek anlamlıdır. Evrensel sembollerin –örneğin güneş-  sıcak ve ışık gibi evrensel anlamları vardır.

 

Günlük Rüyalar

Bilinç altı zihnimizde canlandırdığımız mantığa aykırı, gerçeği yansıtmayan sadece hayal mahsülü olan rüyalardır. Vücudun rahatsızlığından, çok yemekten, kötü film seyretmekten doğan karabasan niteliğinden olan rüyalardır. Bunlar da tevil ve tabire değmez.

Rüya da kendini büyük mevki sahibi görmek boş ve asılsız bir rüya değildir. Bu rüyayı gören kimsenin yükselmeye, ilim öğrenmeye yeteneği var demektir. Eğer bu zamanla kuvvetlenir, kendini yetiştirir kemale ererse Allah’ın izniyle uyanıkken de rüyasında gördükleri gerçek olur. Rüyada gördüklerimizle amel edip olmayanı arzu edip elimizde olmayanlara hayıflanmak yerine elimizde bulunan değerlerin kıymetini bilirsek, gerçek huzuru yakalamış oluruz.

Bir hadis-i şerifte buyurulur ki: ‘’ insanlar uykudadır ölünce uyanırlar.’’ Bu hadisten anlaşıldığı gibi dünya hayatında elimizde olan nimetler rüya da gördüğümüz ve olmasını arzu ettiğimiz bazen de imrendiğimiz nimetler gibidir. Ta ki gözümüzü açık uykuda olduğumuzu fark edene kadar. En yükseğinden en aşağısına kadar elimizde bulunan her şey ölüm bizi bulana kadardır. Nasıl ki rüyada gördüğümüz mükemmellikten gözümüzü açıp uykudan uyandığımızda hepsi rüyada kalıyorsa, dünyada bulunan ve bize sunulan bütün güzellikler, nimetler ölüm anı geldiğinde hepsi dünyada kalacaktır.

Bundan dolayı gerçek saadet, gerçek nimet vericiyi tanıyıp verdiği nimetlerin şükrünü, en iyi şekilde eda edip elimizdekilerin kıymetini bilmektir.

 

Rahmani Rüyalar 
Cenab-ı Hak’ın kullarını yaptıkları ameller karşısında müjdelemek ya da korkutmak maksadıyla gösterdiği rüyalardır. Kader defterine yazılmış, mazide ya da gelecekte olan hadiseleri gayb alemine açtığı pencereden manevi sinema misali seyrettirmesidir. Bu rüyalar gerçektir haktır tevil ve tabir edilmesi gerekir.  Allah katında bir hikmet vardır ve iyiye yorumlanır.

 

Şeytani Rüyalar 
Rahmani rüyaların aksine şeytan tarafından insanları ürkütmek kuruntuya düşürmek ve kötü düşüncelere sevk etmek amacıyla gösterilen rüyalardır.  Bu gibi rüyalar Yusuf suresinin 44. Ayetinin ‘’ karışık karma karışık’’ olarak tabir edilen, tevili ve tabiri mümkün olmayan rüyalardır.